Phrasal verbs listesi nasıl okunur?
- Come in and put your bag here.
- İçeri gir ve çantanı buraya bırak.Come in, içeri doğru hareketi anlatır; doğrudan nesne almaz.
- The radio is too loud. Turn it down, please.
- Radyonun sesi çok yüksek. Lütfen sesi kıs.Turn down, sesi kısmak anlamındadır; it zamiri fiille parçacığın arasına gelir.
Fiil ve parçacık birleşimi yön, sonuç veya kendine özgü bir mecaz anlam ifade edebilir. Come in, kolayca anlaşılabilen içeri girme anlamını korurken give up bir uğraşı bırakmak anlamına gelebilir. Bazı birleşimlerin anlamını tahmin edebilirsin; yine de her birini bağlamı içinde kontrol et.
Öğretim amaçlı phrasal verbs listelerinde look after gibi edatlı fiillere de sıkça yer verilir. Bu ayrım kelime sırası açısından önemlidir: bazı yapılarda nesne fiille parçacığın arasına girebilir; edat ise bu şekilde kendisinden sonra gelen nesneden ayrılamaz. Tablolar, fiilin olası tüm kullanımlarını değil, burada açıklanan anlamların yapılarını gösterir.
Something bir nesneyi, eylemi veya durumu; somebody ise bir kişiyi temsil eder. "Doğrudan nesne almaz" ifadesi, cümleye zaman veya yer bilgisi eklenemeyeceği anlamına gelmez: come back ifadesinden sonra ne zaman veya nereye dönüldüğünü belirtebilirsin. Take it off ise it gibi bir nesne zamirinin nereye yerleştirileceğini gösterir.
Get: kalkmak, dönmek ve iyi geçinmek
Get on with, özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır; get along with ise hem Amerikan hem de Britanya İngilizcesinde kullanılır. Get back, geçişli olarak geri almak anlamına da gelir: get your money back. Bu kullanım, kişinin kendisinin geri dönmesinden farklıdır.
| Birleşim ve anlamı | Örnek ve çevirisi | Yapı |
|---|---|---|
| get up: yataktan kalkmak | I get up before the rest of the family. "Ailenin diğer üyelerinden önce kalkarım" demektir. | Doğrudan nesne almaz: get up at six. |
| get back: geri dönmek | We got back just before dinner. "Akşam yemeğinden hemen önce döndük" demektir. | Bu anlamda doğrudan nesne almaz: get back from a trip. |
| get on with: biriyle iyi geçinmek | Do you get on with your new neighbours? "Yeni komşularınla iyi geçiniyor musun?" demektir. | get on with somebody; get on with them. |
| get over: bir hastalığı veya zor bir deneyimi atlatmak | It took me a week to get over that cold. "O soğuk algınlığını atlatmam bir hafta sürdü" demektir. | get over something; get over it. |
| get away with: yaptığı yanlıştan cezasız kurtulmak | You cannot get away with copying every answer. "Bütün cevapları kopyalayıp cezasız kurtulamazsın" demektir. | get away with something / doing something; get away with it. |
Go: devam etmek, dışarı çıkmak ve olaylar
Go off yalnızca sönmek anlamına gelmez: alarm ile kullanıldığında çalmaya başlamayı, lights ile kullanıldığında ışıkların sönmesini anlatır. Go out da bir ışığın veya ateşin sönmesi için kullanılır. Çeviri, özneye ve duruma bağlıdır.
| Birleşim ve anlamı | Örnek ve çevirisi | Yapı |
|---|---|---|
| go on: devam etmek | The discussion went on after lunch. "Tartışma öğle yemeğinden sonra devam etti" demektir. | Bu anlamda doğrudan nesne almaz. |
| go off: alarmın çalması veya devreye girmesi | The kitchen alarm went off during the test. "Deneme sırasında mutfaktaki alarm çaldı" demektir. | The alarm goes off; doğrudan nesne yoktur. |
| go out: sosyalleşmek veya eğlenmek için dışarı çıkmak | We rarely go out on weekdays. "Hafta içi nadiren dışarı çıkarız" demektir. | Doğrudan nesne almaz: go out for dinner. |
| go through: dikkatle incelemek veya gözden geçirmek | Let us go through the figures before the call. "Görüşmeden önce rakamları gözden geçirelim" demektir. | go through something; go through them. |
| go ahead: izin verilince başlamak veya devam etmek | You can go ahead with the repair. "Tamire başlayabilirsin" demektir. | go ahead; go ahead with something. |
Look: aramak, ilgilenmek ve dört gözle beklemek
Look for bir nesneyi veya kişiyi aramayı, look up belirli bir bilgiyi bir kaynaktan bulmayı, look into ise bir durumun ayrıntılarını araştırmayı anlatır. Örneğin bir adresi kaynaktan bulmak look the address up, bir şikâyeti araştırmak ise look into the complaint şeklinde ifade edilir.
| Birleşim ve anlamı | Örnek ve çevirisi | Yapı |
|---|---|---|
| look for: aramak | I am looking for a quiet place to work. "Çalışmak için sessiz bir yer arıyorum" demektir. | look for something / somebody; look for it. |
| look after: bakmak, ilgilenmek | My aunt looks after the flat while I am away. "Ben yokken teyzem daireyle ilgileniyor" demektir. | look after somebody / something; look after it. Ayrılmaz. |
| look up: bir başvuru kaynağından veya internetten bilgi aramak | I looked up the bus timetable on my phone. "Telefonumdan otobüs saatlerine baktım" demektir. | look something up / look up something; look it up. |
| look into: bir konuyu veya sorunu araştırmak | The support team is looking into the error. "Destek ekibi hatayı araştırıyor" demektir. | look into something; look into it. |
| look forward to: bir şeyi hevesle, dört gözle beklemek | We are looking forward to meeting your team. "Ekibinle tanışmayı dört gözle bekliyoruz" demektir. | look forward to something / doing something; buradaki to bir edattır. |
Come: içeri girmek, geri dönmek ve fikir bulmak
Come up with yapısında with ifadesinden sonra bir fikir, cevap veya başka bir sonuç gelir. It, come ile up arasına yerleştirilmez. Bir şeyin yayımlanmasını anlatan come out ile bir şeyi yayımlamayı anlatan bring out ifadelerini karıştırma: ilkinde kitap özne, ikincisinde ise doğrudan nesnedir.
| Birleşim ve anlamı | Örnek ve çevirisi | Yapı |
|---|---|---|
| come in: içeri girmek | Please come in and close the door. "Lütfen içeri gir ve kapıyı kapat" demektir. | Doğrudan nesne almaz; yer belirtmek için into kullanılabilir: come into the room. |
| come back: geri dönmek | She came back to the office for her keys. "Anahtarlarını almak için ofise geri döndü" demektir. | Doğrudan nesne almaz: come back to a place. |
| come across: tesadüfen bulmak, rastlamak | I came across an old recipe in this notebook. "Bu defterde tesadüfen eski bir yemek tarifine rastladım" demektir. | come across something / somebody; come across it. |
| come out: çıkmak, yayımlanmak | The next issue comes out on Thursday. "Bir sonraki sayı perşembe günü çıkıyor" demektir. | Yayımlanmak anlamında doğrudan nesne almaz. |
| come up with: bir çözüm bulmak veya önermek | Maya came up with a simpler route. "Maya daha basit bir güzergâh buldu" demektir. | come up with something; come up with it. |
Give: bırakmak, geri vermek ve boyun eğmek
Give up, denemeyi bırakmayı; give in ise baskıya veya taleplere boyun eğmeyi anlatabilir. Give away bir sırrı açığa vurmak anlamına da gelebilir; give out ise nesnesiz kullanıldığında tükenmek veya çalışmaz hâle gelmek anlamı taşıyabilir. Bunlar ayrı anlamlardır; dağıtmak anlamındaki yapı bu kullanımlara otomatik olarak uygulanmaz.
| Birleşim ve anlamı | Örnek ve çevirisi | Yapı |
|---|---|---|
| give up: bir uğraşı bırakmak; pes etmek | He gave up driving to work and started cycling. "İşe arabayla gitmeyi bırakıp bisikletle gitmeye başladı" demektir. | give something up; give up doing something. Nesnesiz de kullanılır: Do not give up. "Pes etme" demektir. |
| give back: sahibine geri vermek | Please give the charger back before you leave. "Lütfen gitmeden önce şarj cihazını geri ver" demektir. | give something back / give back something; give it back to somebody. |
| give away: bedelsiz vermek, bağışlamak | We gave away the shelves when we moved. "Taşınırken rafları başkalarına bedelsiz verdik" demektir. | give something away / give away something; give them away. |
| give out: dağıtmak | The guide gave out maps at the entrance. "Rehber girişte haritalar dağıttı" demektir. | Bu anlamda ayrılabilir: give them out. |
| give in: geri adım atmak, boyun eğmek | After a long discussion, both sides gave in a little. "Uzun bir tartışmanın ardından iki taraf da biraz geri adım attı" demektir. | Doğrudan nesne almaz: give in to somebody / something. |
Take: çıkarmak, başlamak ve devralmak
Ayrıntılı rehberde take on, take in, take back, take apart ve take down da açıklanır; bir uğraşa başlamak, iş üstlenmek ve bir iş arkadaşının görevini devralmak arasındaki farklar ele alınır.
| Birleşim ve anlamı | Örnek ve çevirisi | Yapı |
|---|---|---|
| take off: bir giysiyi çıkarmak; havalanmak | He took his wet gloves off. "Islak eldivenlerini çıkardı" demektir. | Giysilerle kullanıldığında ayrılabilir: take them off. Uçak için kullanıldığında nesne almaz: The plane took off. "Uçak havalandı" demektir. |
| take up: bir uğraşa başlamak | Lena took up pottery last autumn. "Lena geçen sonbahar seramik yapmaya başladı" demektir. | take something up; take up doing something; take it up. |
| take after: kendinden büyük bir aile üyesine benzemek | He takes after his grandfather in character. "Karakter olarak dedesine benziyor" demektir. | take after somebody; take after him. Ayrılmaz. |
| take over: kontrolü veya sorumlulukları devralmak | Nora will take over the project in May. "Nora projeyi mayıs ayında devralacak" demektir. | take something over; take it over. Görevi belirtmeden: take over from somebody. |
| take out: çıkarmak, içinden almak | Take the battery out before cleaning the device. "Cihazı temizlemeden önce pilini çıkar" demektir. | take something out; take it out of something. |
Put: giymek, yerine kaldırmak ve ertelemek
Put off, hevesini kaçırmak veya dikkatini dağıtmak anlamına da gelebilir; bu kullanımda put ifadesinden sonra genellikle bir kişi gelir. Put up with ise ertelemek anlamına gelmez ve nesnesi birleşimin arasına yerleştirilemez.
| Birleşim ve anlamı | Örnek ve çevirisi | Yapı |
|---|---|---|
| put on: bir giysiyi giymek veya aksesuarı takmak | Put your safety glasses on before you start. "Başlamadan önce koruyucu gözlüğünü tak" demektir. | put something on / put on something; put them on. |
| put off: bir etkinliği veya eylemi ertelemek | We put off replacing the carpet until spring. "Halıyı değiştirmeyi ilkbahara erteledik" demektir. | put something off; put off doing something; put it off. |
| put away: yerine kaldırmak | Please put the clean cups away. "Lütfen temiz fincanları yerlerine kaldır" demektir. | put something away; put them away. |
| put out: ateşi söndürmek | The rain put the small fire out. "Yağmur küçük ateşi söndürdü" demektir. | put something out; put it out. |
| put up with: hoş olmayan bir şeye katlanmak | I cannot put up with this noise all night. "Bütün gece bu gürültüye katlanamam" demektir. | put up with something / somebody; put up with it. |
Turn: ayarlamak, reddetmek ve dönüştürmek
Turn up, doğrudan nesne almadan kullanıldığında ortaya çıkmak veya gelmek; turn out ise öyle olduğu anlaşılmak veya sonuçta bir hâle gelmek anlamı taşıyabilir. Parçacıklar tanıdık olsa da bu anlamlar bir cihazın ayarlarıyla ilgili değildir.
| Birleşim ve anlamı | Örnek ve çevirisi | Yapı |
|---|---|---|
| turn on: açmak | I turned the desk lamp on. "Masa lambasını açtım" demektir. | turn something on; turn it on. |
| turn off: kapatmak | Please turn the projector off after the meeting. "Lütfen toplantıdan sonra projektörü kapat" demektir. | turn something off; turn it off. |
| turn up: sesi veya ısıyı artırmak | Could you turn the heating up a little? "Isıyı biraz artırabilir misin?" demektir. | Ayar yapmak anlamında ayrılabilir: turn it up. |
| turn down: bir öneriyi reddetmek | They turned down our first proposal. "İlk önerimizi reddettiler" demektir. | turn something down; turn it down. Kısmak anlamına da gelir: turn the volume down. |
| turn into: bir şeye dönüşmek | The empty shop turned into a small gallery. "Boş dükkân küçük bir galeriye dönüştü" demektir. | turn into something. Dönüşüme neden olmayı anlatmak için: turn something into something; turn it into a gallery. |
Run: kaynaklar, karşılaşmalar ve hareket
Kazalarda run into çarpışmayı, run over ise birine araçla çarpmayı veya bir nesnenin üzerinden geçmeyi anlatır. Run over başka yapılarda da kullanılır: bir toplantı planlanandan uzun sürebilir veya konuşmadan önce notlarını gözden geçirebilirsin. Bunlar run rehberinde açıklanır.
| Birleşim ve anlamı | Örnek ve çevirisi | Yapı |
|---|---|---|
| run out: bir kaynağın tükenmesi veya zamanın dolması | The paper ran out halfway through the job. "İşin yarısında kâğıt bitti" demektir. | Özne, tükenen kaynaktır; doğrudan nesne yoktur. |
| run out of: elindeki bir şeyin bitmesi | We have run out of envelopes. "Zarfımız kalmadı" demektir. | run out of something; run out of them. |
| run into: tesadüfen karşılaşmak; bir güçlükle karşılaşmak | I ran into my former tutor at the station. "İstasyonda eski öğretmenimle tesadüfen karşılaştım" demektir. | run into somebody / something; run into her; run into trouble. |
| run away: kaçmak | The dog ran away when the gate opened. "Bahçe kapısı açılınca köpek kaçtı" demektir. | Doğrudan nesne almaz; kaçılan yer veya kişi from ile belirtilir. |
| run over: araçla çarpmak veya üzerinden geçmek | A van ran over my bicycle near the gate. "Bir kamyonet kapının yakınında bisikletimin üzerinden geçti" demektir. | Bu anlamda ayrılabilir: run something over; run it over. |
Bring: konular, yeni ürünler ve nedenler
Bring up bir çocukla kullanıldığında yetiştirmeyi, issue veya question ile kullanıldığında bir konuyu gündeme getirmeyi anlatır. Bring about ise bir nesneyi fiziksel olarak getirmeyi değil, bir şeye neden olmayı ifade eder.
| Birleşim ve anlamı | Örnek ve çevirisi | Yapı |
|---|---|---|
| bring up: bir konuyu gündeme getirmek; çocuk yetiştirmek | Please bring the payment issue up tomorrow. "Lütfen ödeme konusunu yarın gündeme getir" demektir. | bring something up; bring it up. Çocuk için: bring somebody up; bring her up. |
| bring back: geri vermek, geri getirmek | Bring the empty containers back next time. "Bir dahaki sefere boş kapları geri getir" demektir. | bring something back; bring them back. |
| bring out: kitap yayımlamak veya ürün çıkarmak | The publisher is bringing out a revised edition. "Yayınevi gözden geçirilmiş bir baskı yayımlıyor" demektir. | bring something out; bring it out. |
| bring about: bir değişime yol açmak | The new timetable brought about several changes. "Yeni zaman çizelgesi çeşitli değişikliklere yol açtı" demektir. | bring something about / bring about something; bring it about. |
| bring in: bir uzmandan yardım almak | We brought in an engineer to check the lift. "Asansörü kontrol etmesi için bir mühendis çağırdık" demektir. | bring somebody in; bring her in to do something. |
Make: uydurmak, seçebilmek ve bir yere yönelmek
Make up; oluşturmak, barışmak veya eksik olanı tamamlamak anlamlarına da gelir. Bu çeviriler birbirinin yerine kullanılamaz: bir grubun bileşimini anlatmak, mazeret uydurmak ve barışmak farklı yapılar gerektirir. Ayrıntılı rehber bu farklara odaklanır.
| Birleşim ve anlamı | Örnek ve çevirisi | Yapı |
|---|---|---|
| make up: bir hikâye veya açıklama uydurmak | The children made up a name for their club. "Çocuklar kulüpleri için bir isim uydurdu" demektir. | Uydurmak anlamında ayrılabilir: make something up; make it up. |
| make up for: telafi etmek | The quiet room made up for the long journey. "Odanın sessizliği uzun yolculuğun zahmetini telafi etti" demektir. | make up for something / doing something; make up for it. |
| make out: seçebilmek, güçlükle görmek veya duymak | I could not make out the house number in the rain. "Yağmurda evin numarasını seçemedim" demektir. | Bu anlamda ayrılabilir: make something out; make it out. |
| make for: bir yere yönelmek | When the rain started, we made for the nearest shelter. "Yağmur başlayınca en yakın sığınağa yöneldik" demektir. | make for a place; make for it. |
| make off: hızla kaçmak | The thief made off before anyone noticed. "Hırsız kimse fark etmeden kaçtı" demektir. | Doğrudan nesne almaz. |
Ayrılabilen phrasal verbs ve zamirin yeri
Geçişli ve ayrılabilen bir birleşimde kısa bir isim genellikle iki farklı yere gelebilir. Turn on the fan ile turn the fan on ifadelerini karşılaştır: ikisi de vantilatörü açmak demektir. Kişi zamiri ise fiille parçacığın arasına gelir: turn it on denir, turn on it denmez.
Edatlı bir birleşimde nesne edattan sonra kalır: look after the flat, look after it. Havalanmak anlamındaki geçişsiz take off ise doğrudan nesne almaz. Bu yüzden aynı yazılı birleşimin her anlamına tek bir genel kural uygulamak yerine yapıyı anlamıyla birlikte öğrenmek yararlıdır.
| Yapı türü | Örnek | Nesnenin yeri |
|---|---|---|
| Ayrılabilir | Put the towels away. / Put them away. "Havluları yerlerine kaldır" / "Onları yerlerine kaldır" demektir. | Them, away ifadesinden önce gelir. |
| Edatlı | Look after the plants. / Look after them. "Bitkilere bak" / "Onlara bak" demektir. | Them, after ifadesinden sonra gelir. |
| Doğrudan nesne almayan | The visitors came back. "Ziyaretçiler geri döndü" demektir. | Yeri değiştirilecek bir doğrudan nesne yoktur; back, come fiiline eşlik eder. |
Üç parçalı birleşimler ve -ing biçimi
Come up with, put up with ve get away with yapılarında fiilden sonra bir parçacık ve bir edat gelir. Nesne veya kişi edattan sonra yer alır: come up with it, put up with them. Look forward to yapısındaki to da bir edattır: ardından mastar değil, isim veya -ing biçimi gelir. Türkçede "seninle çalışmayı dört gözle bekliyorum" desek de İngilizcede fiili working biçiminde kullanırız.
Üç parçalı yapıların hepsi aynı şekilde işlemez. Put something down to something, yani bir şeyi bir nedene bağlamak gibi, doğrudan nesnenin fiilden sonra geldiği kalıplar da vardır. Ayrılmazlık kuralını tüm birleşimlere uygulamak yerine sözlükten yapının tamamını kontrol et.
- I am looking forward to working with you.
- Seninle çalışmayı dört gözle bekliyorum.To edatından sonra working gelir.
- We put the delay down to heavy traffic.
- Gecikmeyi yoğun trafiğe bağladık.The delay doğrudan nesnedir; heavy traffic ise to edatının tamamlayıcısıdır.
Fiil biçimleri ve bağlamla çalışma
Zaman ve kişi, temel fiilde gösterilir: she looks after, we looked after, they have looked after. Düzensiz fiiller kendi biçimlerini korur: take — took — taken, run — ran — run, bring — brought — brought, make — made — made. Parçacıklar değişmez.
Kendi durumuna uygun birkaç birleşim seç ve tam cümleler kur. Ayrılabilen yapılarda ismi it veya them ile değiştir; edatlı yapılarda edatı tamamlayıcısıyla birlikte tut. Bildiğin kelimeler farkı görmeni kolaylaştırır: take the coat off, put it on ve put it away aynı nesneyle yapılan üç farklı eylemdir.
Luveng'de "Tüm çalışmaları gör" düğmesinden İngilizce çalışmaya devam edebilirsin.