Bring up: bir konuyu gündeme getirmek veya çocuk yetiştirmek
- I will bring the delivery problem up at our next meeting.
- Teslimat sorununu bir sonraki toplantımızda gündeme getireceğim.
- Her grandparents brought her up in a small coastal town.
- Onu büyükanne ve büyükbabası deniz kenarındaki küçük bir kasabada büyüttü.
- We were brought up to arrive on time.
- Bize küçük yaştan itibaren zamanında gelmek öğretildi.Were brought up edilgen bir yapıdır; to arrive, öğretilen alışkanlığı belirtir.
Bring up an issue / a question bir konudan söz etmeye başlamak, bring up a child ise bir çocuğu büyütmek ve yetiştirmek demektir. Her iki anlamda da ayrılabilir: bring the question up, bring the children up; zamirle bring it up, bring them up olur. Çocuk yetiştirme anlamında be brought up edilgen yapısı sık kullanılır. To do something, çocuğa kazandırılan alışkanlığı belirtir.
Bring back: geri getirmek, hatırlatmak ve yeniden başlatmak
Bring something back geri getirmek, bring back memories anıları canlandırmak, bring back a service ise eskiden sunulan bir hizmeti yeniden başlatmak demektir. Bu anlamlarda ayrılabilir: bring the book back, bring it back. Bring, konuşan kişi veya sözü edilen yer gibi bir referans noktasına doğru hareketi vurgular; take back ise genellikle bir şeyi mağaza gibi başka bir yere geri götürmeyi anlatır.
- Please bring the sample back when you have finished with it.
- Lütfen numuneyi kullanmayı bitirince geri getir.
- The smell of fresh paint brought back memories of our first flat.
- Taze boya kokusu ilk dairemizdeki anılarımı canlandırdı.
- The café has brought back its weekend breakfast menu.
- Kafe, hafta sonu kahvaltı menüsünü yeniden sunmaya başladı.
Bring out: piyasaya çıkarmak veya bir özelliği öne çıkarmak
Bring out a book / a product, bir eseri yayımlamak veya bir ürünü piyasaya çıkarmak demektir. Bring out a quality / a colour, bir özelliği ya da rengi daha belirgin hâle getirmektir. Ayrılabilir: bring a new version out, bring it out. Bring out the best in somebody yapısında in, en iyi yönleri ortaya çıkan kişiyi belirtir.
- The studio will bring a new recording out in June.
- Stüdyo haziran ayında yeni bir kayıt yayımlayacak.
- This frame brings out the warm colours in the painting.
- Bu çerçeve tablodaki sıcak renkleri öne çıkarıyor.
- Working with children brings out the best in him.
- Çocuklarla çalışmak onun en iyi yönlerini ortaya çıkarıyor.
Bring about: bir olaya yol açmak
Bring about something, bir değişime neden olmak veya bir olayı meydana getirmek demektir. Birleşimden sonra sonucu belirt: a change, an improvement, a reduction. About bir parçacıktır; bu yüzden bring something about ve it ile bring it about kullanılabilir. Burada "hakkında" anlamındaki edat değildir: bring up a topic ifadesinden farklı olarak bir konuyu açmak anlamına gelmez.
- The extra bus service brought about a fall in car use.
- Ek otobüs seferi, araba kullanımında azalmaya yol açtı.
- Everyone wanted a change, but no one knew how to bring it about.
- Herkes değişim istiyordu ama kimse bunu nasıl gerçekleştireceğini bilmiyordu.
Bring in: uzman desteği almak, kural getirmek ve gelir sağlamak
Bring somebody in, bir uzmanı çalışmaya dâhil etmek demektir. Bu anlamda ayrılabilir: bring an adviser in, bring her in. Bring in a rule bir kural getirmek, bring in an amount of money ise gelir sağlamak demektir. Para tutarları için bring in + tutar yapısını kullan; bir kişiden yardım alma yapısını tüm tamamlayıcılara uygulama.
- We brought a designer in to review the layout.
- Mekânın yerleşimini değerlendirmesi için bir tasarımcıdan destek aldık.
- The library is bringing in a new booking system.
- Kütüphane yeni bir rezervasyon sistemi getiriyor.
- Weekend classes bring in enough money to cover the rent.
- Hafta sonu dersleri, kirayı karşılayacak kadar gelir sağlıyor.
Bring down: bir düzeyi düşürmek veya birini iktidardan uzaklaştırmak
Bring down costs / prices, maliyetleri veya fiyatları düşürmek demektir. Bring somebody down ise birini iktidardan veya görevinden uzaklaştırmak anlamına gelebilir. Her iki anlamda da doğrudan nesne down ifadesinden önce gelebilir: bring the costs down, bring them down. Kimin neden olduğunu söylemeden düşüşü anlatmak için başka bir fiil kullan: prices fell, "fiyatlar düştü" demektir.
- Shared deliveries could bring our transport costs down.
- Ortak teslimatlar, nakliye maliyetlerimizi düşürebilir.
- The scandal brought the minister down.
- Skandal, bakanın görevini kaybetmesine yol açtı.
Bring forward: öne almak
Bring forward a meeting, bir toplantıyı başlangıçta belirlenenden daha erken bir zamana almak demektir. Bring the meeting forward ve bring it forward kullanılabilir. From ve to, eski tarihi ve yeni tarihi açıkça gösterir. Başka bir anlamı da görüşülmek üzere öneri sunmaktır: bring forward a proposal.
- We brought the appointment forward from Friday to Wednesday.
- Randevuyu cuma gününden çarşambaya aldık.Çarşamba, cumadan öncedir. Put back ise bir programda daha sonraki zamana ertelemeyi anlatır.
- The committee brought forward a proposal for a larger waiting area.
- Komite, bekleme alanını genişletmek için bir öneri sundu.
Bring round: birini kabul etmeye ikna etmek
Britanya İngilizcesinde bring somebody round (to something), birinin aynı görüşe gelmesini sağlamak demektir. Amerikan İngilizcesinde genellikle around kullanılır. Kişi round ifadesinden önce gelir: bring her round to our point of view. To, kişinin kabul etmeye başladığı görüşü belirtir. Bring somebody round, birini ziyarete getirmek anlamına da gelebilir; devamındaki ifadeler anlamları ayırt etmeyi sağlar.
- The trial session brought him round to the new timetable.
- Deneme dersi, onu yeni programı kabul etmeye ikna etti.
- Bring your sister round on Sunday; we would love to meet her.
- Pazar günü kız kardeşini de ziyarete getir; onunla tanışmayı çok isteriz.Burada round, ikna etmeyle değil, ziyaretle ilgilidir.
Bring together: yakınlaştırmak veya barıştırmak
Bring A and B together, bir anlaşmazlıktan sonra kişileri veya grupları yakınlaştırmak ya da barıştırmak anlamına gelebilir. İsimlerle her iki sıra da mümkündür: bring the neighbours together ve bring together the neighbours. Kişi zamiri fiille parçacığın arasına gelir: bring them together. Bu anlamda bağlam, yalnızca insanların aynı yerde olduğunu değil, önceden aralarında bir uzaklık bulunduğunu göstermelidir.
- The shared project brought the two rival groups together.
- Ortak proje, rakip iki grubu yakınlaştırdı.
- They had disagreed for years, but the talks finally brought them together.
- Yıllarca anlaşamadılar ama görüşmeler sonunda onları barıştırdı.
Bring on: istenmeyen bir şeyi tetiklemek
Bring on something genellikle istenmeyen bir durumun veya olayın nedenini belirtir. Ayrılabilir: bring an argument on, bring it on. Bring about, sonucun niteliği bakımından daha nötrdür ve yararlı bir değişimi anlatabilir; bring on ise genellikle hoş olmayan bir şeyin başlamasını vurgular. Bring it on! ifadesi bir meydan okumayı kabul eder; neden belirtmek için kullanılan nötr bir kalıp değildir.
- The sudden price rise brought on another argument.
- Fiyattaki ani artış başka bir tartışmaya yol açtı.
- The shortage had been brought on by delays at the port.
- Ürün kıtlığına limandaki gecikmeler neden olmuştu.Had been brought on edilgen bir yapıdır; by nedeni belirtir.
Aynı bağlamda bring up, bring out ve bring about
Birleşimi yaygın bir tamamlayıcıyla birlikte not al: bring up an issue, bring out a book, bring about a change. Ardından yapının ayrılmasına izin veriliyorsa ismi zamirle değiştir. Luveng'in genel çalışmalar bölümünden çalışmaya devam et.
Çalışma takvimindeki bir değişiklik
İş arkadaşları bir ürünün piyasaya çıkış hazırlıklarını konuşur.
- SaraCan we bring the review meeting forward to Monday?
- Değerlendirme toplantısını öne alıp pazartesi yapabilir miyiz?
- OwenYes. I will bring the timing issue up with the team.
- Evet. Ekiple konuşurken zamanlama konusunu açacağım.
- SaraShould we bring a specialist in before we bring the new version out?
- Yeni sürümü piyasaya çıkarmadan önce bir uzmandan destek almalı mıyız?
- OwenThat would help. I will contact someone today.
- Yararlı olur. Bugün biriyle konuşacağım.
Bring forward tarihi, bring up görüşülecek konuyu, bring in katılacak kişiyi, bring out ise ürünün piyasaya çıkışını anlatır.
| İşlev | Örnek | Türkçesi |
|---|---|---|
| Bir konuyu görüşmeye açmak | Bring the issue up. | O konuyu gündeme getir. |
| Bir ürünü piyasaya çıkarmak | Bring the updated version out. | Güncellenmiş sürümü piyasaya çıkar. |
| Bir değişime yol açmak | Bring the change about. | O değişimin gerçekleşmesini sağla. |
| Bir uzmandan destek almak | Bring an expert in. | Bir uzmanı çalışmaya dâhil et. |