Kısa bir soru, net bir cevap
Saat kaç?
Ira çıkmadan önce tanıdığı birine saati soruyor.
- IraWhat's the time, please?
- Saat kaç acaba?
- NickIt's a quarter to six.
- Altıya çeyrek var.
A quarter to six, 5:45 yani altıya çeyrek var demektir. Saat 6:15 için a quarter past six dersin: altıyı çeyrek geçiyor.
Şemsiye nerede?
Mia evden çıkmak üzereyken erkek kardeşine soruyor.
- MiaHave you seen my umbrella?
- Şemsiyemi gördün mü?
- AdamIs it the yellow one?
- Sarı olan mı?
- MiaYes, with the black handle.
- Evet, siyah saplı olan.
- AdamIt's by the front door.
- Giriş kapısının yanında.
Have you seen...? bulamadığın bir eşyayı sormak için kullanılır. One, umbrella yerine geçer. Kısa olsa da örnekte Present Perfect bulunur; bu yüzden where ile kurulan basit bir sorudan daha karmaşıktır.
- It's half past eight.
- Saat sekiz buçuk.Half past eight, 8:30'dur: sekizden yarım saat sonrası, 7:30 değil.
- Have you seen my glasses?
- Gözlüğümü gördün mü?Şemsiye yerine başka bir eşya söyle; gözlük için cevapta they gerekir.
Yalnızca tek bir bilgiye ihtiyacın varsa konuşma bir soru ve bir cevaptan oluşabilir. Cevabı netleştirmek gerekiyorsa bir soru ve cevap daha ekle.
Bir ricada bulunmak ve karşılık vermek
Bir ricaya cevap verirken genellikle kabulün yanında yararlı bir ayrıntı da verilir: eşyanın nereden alınacağı, ne kadar bekleneceği veya ne zaman geri verileceği. Please, nezaket belirtir ama açık bir isteğin yerini tutmaz.
İmza atmak için kalem istemek
Lena, bir arkadaşının yanında kâğıt form dolduruyor.
- LenaCould I borrow your pen for a moment?
- Kalemini bir dakikalığına ödünç alabilir miyim?
- ChrisOf course. Here you are.
- Tabii. Buyur.
- LenaThanks. I'll give it straight back.
- Teşekkürler. Hemen geri vereceğim.
- ChrisTake your time. I've got another one.
- Acele etme. Bende bir tane daha var.
Borrow, geri vermek üzere ödünç almak demektir. Take your time, "Acele etme" anlamına gelir. Bu cevap, kalemin hemen geri verilmesi gerekmediğini belirtir.
Kapıyı açık tutmak
Owen bir kutu taşırken girişte komşusundan yardım istiyor.
- OwenCould you hold the door for me, please?
- Benim için kapıyı tutabilir misin lütfen?
- BethSure. Is this wide enough?
- Tabii. Bu kadar açık olması yeterli mi?
- OwenYes, that's perfect. Thank you.
- Evet, çok iyi. Teşekkürler.
- BethYou're welcome.
- Rica ederim.
Hold the door, kapıyı açık tutmak demektir. Could you bir eylem yapılmasını ister; önceki diyalogdaki Could I ise konuşan kişi için izin ister.
- Could you hold the lift, please?
- Asansörün kapısını tutabilir misin lütfen?Kapı yerine asansörü kullan; Amerikan İngilizcesinde elevator denir.
- Sorry, I need it right now.
- Kusura bakma, şu anda bana lazım.Bir eşyayı ödünç vermeyi nazikçe reddeder. It, daha önce sözü edilen bir eşyaya karşılık gelmelidir.
İzin istemek ve yardım teklif etmek
Can I...? hem izin istemek hem de yardım teklif etmek için kullanılabilir. Anlam, eyleme ve duruma bağlıdır: kendin için pencere açmakla başkasının çantasını taşımak farklı amaçlar taşır.
Pencereyi açmak
Ella, pencereyi açmasının arkadaşını rahatsız edip etmeyeceğini soruyor.
- EllaDo you mind if I open the window?
- Pencereyi açmamın bir sakıncası var mı?
- MaxNo, not at all. It's warm in here.
- Hayır, hiç yok. Burası sıcak.
- EllaJust for a few minutes, then.
- O zaman sadece birkaç dakikalığına açayım.
- MaxFine by me.
- Bana uyar.
Do you mind...? sorusuna verilen No, not at all cevabı eyleme izin verir: "Hayır, bir sakıncası yok". Buradaki no, olası rahatsızlığa yöneliktir; pencerenin açılmasını reddetmez. Türkçedeki "Bir sakıncası var mı?" sorusuna verilen "Hayır" cevabı da böyle işler.
Ağır bir çantayı taşımaya yardım etmek
Nora, tanıdığı birine çantayı arabaya taşımak için yardım teklif ediyor.
- NoraCan I carry that bag for you?
- O çantayı senin için taşıyayım mı?
- PaulThanks, but it's quite heavy.
- Teşekkürler ama epey ağır.
- NoraWe can carry it together.
- Birlikte taşıyabiliriz.
- PaulGood idea. Let's take one handle each.
- İyi fikir. Her birimiz bir sapından tutalım.
Yardım teklif ederken for you, "senin için, senin yerine" demektir. Together, çözümü değiştirir: çantayı iki kişi birlikte taşıyacak.
- I'm afraid I'd rather keep it closed.
- Kusura bakma, kapalı tutmayı tercih ederim.Pencerenin açılmasını nazikçe istemediğini belirtir.
- No, thanks. I can manage.
- Hayır, teşekkürler. Kendim taşıyabilirim.Buradaki no, sunulan yardımı gerçekten geri çevirir.
Tekrar sormak ve bir ayrıntıyı teyit etmek
Açıklama isteyen soru, anlaşılmayan noktayı belirtmeli: soyadının yazılışı, gün veya saat. Böyle bir soruya cevap vermek, genel bir I don’t understand ifadesine cevap vermekten daha kolaydır.
Soyadı nasıl yazılıyor?
Eva bir ziyaretçinin soyadını not ediyor.
- EvaCould you spell your surname, please?
- Soyadınızı harf harf söyler misiniz lütfen?
- ReedReed. R-E-E-D.
- Reed. R-E-E-D.
- EvaTwo Es, is that right?
- İki E var, doğru mu?
- ReedYes, that's right.
- Evet, doğru.
Spell, kişiden soyadını çevirmesini değil, harf harf söylemesini ister. Surname soyadı, first name ise addır. Sesli çalışırken R-E-E-D harflerini İngiliz alfabesindeki adlarıyla söyle.
Buluşma hangi gün?
Sam, daha önce kararlaştırılan bir buluşmanın tarihini teyit ediyor.
- SamDid you say Tuesday or Thursday?
- Salı mı dedin, perşembe mi?
- RitaThursday, at eleven.
- Perşembe, saat on birde.
- SamThursday at eleven. Got it.
- Perşembe on birde. Anladım.
- RitaYes. I'll send you a reminder.
- Evet. Sana hatırlatma göndereceğim.
Did you say A or B? iki olasılığı sunar. Günü ve saati tekrar etmek anlaşmayı teyit eder. Got it, samimi bir tonda "Anladım" veya "Tamam" demektir.
- Did you say fifteen or fifty?
- On beş mi dedin, elli mi?Bu yapıyla sesleri birbirine benzeyen sayıları teyit edebilirsin.
- Could you spell your first name?
- Adınızı harf harf söyler misiniz?Belirsizlik soyadında değil, addaysa surname yerine first name kullanılır.
Tepki vermek ve özür dilemek
Kısa bir cevap, önceki cümleye uymalıdır. Olumlu bir değerlendirme, özrü kabul etme ve hatayı düzeltme sözü farklı işlevler taşır.
Lezzetli bir öğle yemeği
Evdeki bir öğle yemeğinde Dan, misafirine yemeği nasıl bulduğunu soruyor.
- DanHow's the soup?
- Çorba nasıl?
- AmyIt's lovely. Could I have a little more?
- Çok lezzetli. Biraz daha alabilir miyim?
How’s...? karşıdaki kişinin izlenimini sorar. Lovely burada "çok güzel, lezzetli" demektir. Bir porsiyon daha isteyerek cevabını genişletebilirsin.
Dökülen su
Tim ortak masaya yanlışlıkla su döktü.
- TimSorry, I've spilled some water.
- Pardon, biraz su döktüm.
- JessDon't worry. Nothing's wet except the table.
- Merak etme. Masa dışında hiçbir şey ıslanmadı.
- TimI'll get a cloth and wipe it up.
- Bir bez getirip sileyim.
- JessThanks. There's one by the sink.
- Teşekkürler. Lavabonun yanında bir tane var.
Tim, özür diledikten sonra çözüm öneriyor. Don’t worry, olanı inkâr etmeden özrü kabul eder. Wipe it up, dökülen sıvıyı silmek veya temizlemek demektir.
- It's a bit too salty for me.
- Benim için biraz fazla tuzlu.Tam beğenmediğin bir yemek hakkında nötr bir değerlendirme.
- I'll clean it up.
- Ben temizlerim.Daha özel anlamlı wipe it up yerine, kirlenen yeri temizlemeye yönelik genel bir söz.
Teşekkür etmek ve konuşmayı bitirmek
Konuşmayı bitirirken aldığın yardımı belirtmek veya bir sonraki adımı söylemek yararlıdır. Böylece uzun bir vedaya gerek kalmadan kısa konuşma tamamlanır.
Metni kontrol eden birine teşekkür etmek
Alice, yazısını okuyan arkadaşına teşekkür ediyor.
- AliceThanks for checking my notes. Your comments were really useful.
- Notlarımı kontrol ettiğin için teşekkürler. Yorumların çok yararlıydı.
- RobYou're welcome. I'm glad they helped.
- Rica ederim. İşe yaramalarına sevindim.
Teşekkürde hangi yardımın alındığı belirtilir; cevapta ise memnuniyet ifade edilir. İkinci cümledeki they, comments sözcüğüne karşılık gelir.
Telefonu kapatma zamanı
İki kişi konuyu telefonda konuşup bitirmiştir.
- SophieI'd better go. My next meeting starts in a minute.
- Artık gitsem iyi olacak. Bir sonraki toplantım bir dakika içinde başlıyor.
- JackOf course. Shall I email you the details?
- Tabii. Ayrıntıları sana e-postayla göndereyim mi?
- SophieYes, please. Thanks for calling.
- Evet, lütfen. Aradığın için teşekkürler.
- JackNo problem. Speak to you soon.
- Ne demek. Yakında yine konuşuruz.
I’d better go = I had better go: kişi artık gitme zamanının geldiğini düşünüyor. Speak to you soon konuşmayı bitirir ama sonraki arama için kesin bir tarih belirlemez.
- Thanks for explaining that.
- Bunu açıkladığın için teşekkürler.Teşekkürün nedenini değiştir.
- I'll leave you to it. See you tomorrow.
- Seni işinden alıkoymayayım. Yarın görüşürüz.Karşıdaki kişinin işine dönmesi gerektiğinde konuşmayı bitirmenin bir yolu.
Mini diyalog nasıl genişletilir?
Konuşmanın amacını sürdüren bir cümle ekle. Saati öğrendikten sonra çıkma vaktinin gelip gelmediğini sorabilirsin; kalem istedikten sonra ne zaman geri vereceğini söyleyebilirsin. Her duruma bir tanışma bölümü eklemen gerekmez.
Rolleri paylaşarak okumak için önce cevabı sorusuyla birlikte öğren. Sonra bir ayrıntıyı değiştir ve Türkçe çeviriye bakmadan cevap ver. Artık istenen şey kapıyı kapatmaksa window yerine door, open yerine close kullan: hem nesne hem de eylem önemlidir.
Başlangıç düzeyi derlemesinde sekiz konuşma sırasından oluşan, daha bağlantılı konuşmalar bulunur. Günlük ifadeler yazısında başka tepkiler açıklanır; arkadaşlarla diyaloglar davetleri ve planları ele alır. Cümle alıştırmaları kendi etkinliklerini sunar; bu mini diyalogların ders olarak birebir yer aldığını vaat etmez.