Ders öncesinde tanışma
İlk grup dersi
Anna ve Luis, İngilizce dersinden önce tanışıyor.
- AnnaHi, I'm Anna. What's your name?
- Selam, ben Anna. Senin adın ne?
- LuisI'm Luis. Nice to meet you.
- Ben Luis. Tanıştığımıza memnun oldum.
- AnnaNice to meet you too. Is this your first class?
- Ben de memnun oldum. Bu senin ilk dersin mi?
- LuisYes, it is. Are you new here too?
- Evet. Sen de mi burada yenisin?
- AnnaYes. Is this seat free?
- Evet. Burası boş mu?
- LuisYes, please sit down.
- Evet, buyur otur.
- AnnaThank you. Who's our teacher?
- Teşekkürler. Öğretmenimiz kim?
- LuisHer name is Kate. She's over there.
- Adı Kate. Şurada.
I’m = I am, what’s = what is. Be, bağlama göre Türkçedeki "-im", "-sin", "-dir" gibi eklerle veya "olmak" fiiliyle karşılanabilir. Türkçede özne söylenmese de İngilizcede genellikle açıkça belirtilir. Is this your first class? sorusunda is, this sözcüğünden önce gelir. Yes, it is cevabında do değil, is tekrarlanır.
- I'm Vera. What's your name?
- Ben Vera. Senin adın ne?Yalnızca adı değiştirip soruyu aynı bırakabilirsin.
- Is this your first visit?
- Bu ilk ziyaretin mi?First visit ilk ziyareti, first class ise ilk dersi anlatır.
Bir konuşmaya başlamak için kendini tanıtman, karşındakinin adını sorman ve ne işle uğraştığını öğrenmen yeterli olabilir. Nice to meet you, biriyle tanışırken söylenir; buluşmayı kelimesi kelimesine değerlendiren bir ifade değildir.
Kendinden söz etmek: nerede yaşıyorsun, ne iş yapıyorsun?
Where are you from? nereli olduğunu; Where do you live? nerede yaşadığını sorar. Bu yerler farklı olabilir. What do you do? tanışma bağlamında genellikle işini veya neyle uğraştığını sorar.
Yeni komşular
Sara ve Tom ortak avluda tanışıyor. Sorular nötrdür; kişisel ayrıntıları paylaşmak zorunda değilsin.
- SaraAre you from this city, Tom?
- Bu şehirden misin, Tom?
- TomNo, I'm from Bristol. I live here now.
- Hayır, Bristollüyüm. Artık burada yaşıyorum.
- SaraDo you live near the park?
- Parkın yakınında mı oturuyorsun?
- TomYes, on Green Street. What do you do?
- Evet, Green Street'te. Sen ne iş yapıyorsun?
- SaraI'm a nurse. I work at the hospital.
- Hemşireyim. Hastanede çalışıyorum.
- TomDo you work at night?
- Geceleri çalışıyor musun?
- SaraSometimes. And you?
- Bazen. Ya sen?
- TomI'm a student. I study computer science.
- Öğrenciyim. Bilgisayar bilimi okuyorum.
Geniş zamanda live veya work ile soru kurarken do gerekir: Do you live...? I’m a nurse cümlesinde, tekil meslek adından önce a gelir; Türkçede ise artikel kullanmadan "Hemşireyim" deriz. And you? bağlamdan anlaşılan soruyu karşıdaki kişiye yöneltir.
- I'm a designer. I work from home.
- Tasarımcıyım. Evden çalışıyorum.Önce mesleği, sonra bir ayrıntıyı söyle.
- I'm from Tbilisi, but I live in Warsaw.
- Tiflisliyim ama Varşova'da yaşıyorum.But, memleket ve yaşanılan yer hakkındaki farklı bilgileri birbirine bağlar.
Kafede: yiyecek ve içecek siparişi vermek
Can I have... please? günlük siparişlerde kullanılır. Anything else? sorusunun ardından başka bir ürün ekleyebilir veya That’s all, thanks diyerek siparişini tamamlayabilirsin.
Çay ve sandviçi paket yaptırmak
Ben tezgahta kısa bir sipariş veriyor. Server burada "kafede hizmet veren kişi" demektir. Fiyat, bu öğretici durumun bir parçasıdır.
- ServerHello. What would you like?
- Merhaba. Ne alırsınız?
- BenCan I have a tea and a cheese sandwich, please?
- Bir çay ve bir peynirli sandviç alabilir miyim lütfen?
- ServerOf course. Milk in your tea?
- Tabii. Çayınıza süt ister misiniz?
- BenNo, thank you. Just tea.
- Hayır, teşekkürler. Sadece çay.
- ServerTo eat here or take away?
- Burada mı yiyeceksiniz, paket mi olsun?
- BenTo take away, please.
- Paket olsun lütfen.
- ServerThat's six pounds. Anything else?
- Altı sterlin. Başka bir şey ister misiniz?
- BenNo, that's all, thanks. Here's my card.
- Hayır, hepsi bu, teşekkürler. Kartımı vereyim.
A tea burada bir porsiyon çay demektir. Take away, Britanya İngilizcesinde paket siparişler için yaygın ifadedir; Amerikan İngilizcesinde sıkça to go kullanılır. Just tea içindeki just, siparişi sınırlar: teklif edilen süt olmadan yalnızca çay.
- Can I have a coffee and a banana, please?
- Bir kahve ve bir muz alabilir miyim lütfen?Bir porsiyonun veya tek bir ürünün adından önce a kullanmayı sürdür.
- A bottle of water as well, please.
- Bir de bir şişe su lütfen.Anything else? sorusuna cevap olabilir.
Basit bir ricada bulunmak ve açıklama istemek
Can I...? bir şey yapmak için izin ister; Can you...? ise karşıdaki kişiden bir şey yapmasını ister. Cevabı anlamazsan yerin veya nesnenin gösterilmesini isteyebilirsin.
Ortak odada şarj aleti istemek
Mila, arkadaşı Dan'in telefon şarj aletini kısa süreliğine ödünç istiyor.
- MilaDan, can I use your phone charger, please?
- Dan, telefon şarj aletini kullanabilir miyim lütfen?
- DanSure. It's in my bag.
- Tabii. Çantamda.
- MilaWhich bag? The blue one?
- Hangi çanta? Mavi olan mı?
- DanNo, the black one under the chair.
- Hayır, sandalyenin altındaki siyah olan.
- MilaThanks. Can I keep it for ten minutes?
- Teşekkürler. On dakika bende kalabilir mi?
- DanYes, that's fine. There's a socket next to the door.
- Evet, tabii. Kapının yanında bir priz var.
- MilaCan you show me, please?
- Bana gösterebilir misin lütfen?
- DanOf course. It's here, behind this table.
- Tabii. Burada, şu masanın arkasında.
Can sözcüğünden sonra fiili to olmadan yalın biçimde kullan: use, keep, show. The blue one ifadesindeki one, ismi tekrarlamamak için bag yerine geçer. For ten minutes, süre belirtir.
- Could you speak more slowly, please?
- Biraz daha yavaş konuşabilir misiniz lütfen?Could you, ricayı daha nazik biçimde ifade etmeyi sağlar.
- Can I use this chair?
- Bu sandalyeyi kullanabilir miyim?Konuşan kişi kendisi için izin istediğinden I kullanılır.
Yiyecek alışverişi: miktar ve fiyat
Kısa bir alışveriş konuşmasında önce ürünü ve miktarı söyle, ardından toplam tutarı sor. How much are they? birden fazla ürün için kullanılır; How much is it? ise bağlama göre tek bir ürünü veya toplam tutarı sorar.
Pazarda elma ve ekmek almak
Eva bir satıcıdan yiyecek alıyor. Seller, "satıcı" demektir. Fiyatlar örnek içindir.
- SellerGood morning. Can I help you?
- Günaydın. Yardımcı olabilir miyim?
- EvaFour apples, please. How much are they?
- Dört elma lütfen. Ne kadar?
- SellerTwo pounds for four. Red or green?
- Dördü iki sterlin. Kırmızı mı, yeşil mi?
- EvaGreen, please. Do you have any bread?
- Yeşil olsun lütfen. Ekmek var mı?
- SellerYes. This small loaf is three pounds.
- Evet. Bu küçük somun üç sterlin.
- EvaOne loaf, please. How much is that altogether?
- Bir somun lütfen. Hepsi toplam ne kadar?
- SellerFive pounds. Would you like a bag?
- Beş sterlin. Poşet ister misiniz?
- EvaNo, thanks. I've got one.
- Hayır, teşekkürler. Yanımda var.
Apple sayılabilir bir isimdir: four apples. Bu örnekte ekmek için "bir bütün ekmek" anlamındaki loaf kullanılır. Altogether, tek bir ürünün fiyatını değil, toplam tutarı sorar.
- Two oranges, please.
- İki portakal lütfen.Two sözcüğünden sonra isim çoğul olur.
- How much is this loaf?
- Bu somun ne kadar?This loaf tek bir ekmeği belirttiği için is kullanılır.
Buluşmayı önermek
Tam bir plan üç soruya cevap verir: ne yapılacak, ne zaman ve nerede buluşulacak? Saat sana uymuyorsa doğrudan başka bir saat öner.
Pazar günü yürüyüş
Leo ve Kate dersten sonra buluşmak için plan yapıyor.
- LeoAre you free on Sunday?
- Pazar günü boş musun?
- KateYes, in the afternoon. Why?
- Evet, öğleden sonra. Neden?
- LeoWould you like to go for a walk in the park?
- Parkta yürüyüşe çıkmak ister misin?
- KateYes, that sounds nice. What time?
- Evet, kulağa hoş geliyor. Saat kaçta?
- LeoIs two o'clock OK?
- Saat iki uygun mu?
- KateCan we meet at three? I have lunch with my sister at one.
- Üçte buluşabilir miyiz? Birde kız kardeşimle öğle yemeği yiyeceğim.
- LeoOf course. Let's meet at the main gate at three.
- Tabii. Üçte ana kapıda buluşalım.
- KateGreat. See you there!
- Harika. Orada görüşürüz!
Would you like to...? bir şey yapmaya davet eder; bu yapıda like sözcüğünden sonra to gerekir. Let’s sözcüğünden sonra fiili to olmadan kullan: Let’s meet. On Sunday günü, at three ise saati belirtir.
- Would you like to have lunch on Saturday?
- Cumartesi öğle yemeği yemek ister misin?Would you like to yapısını koruyup eylemi ve günü değiştirebilirsin.
- Let's meet outside the library.
- Kütüphanenin dışında buluşalım.Outside, binanın içinde değil, dışında bekleneceğini netleştirir.
İlk diyaloglarda sık kullanılan sorular
Soruya nasıl başlayacağını Türkçe çevirisine göre değil, İngilizce fiile göre belirle. Be, sıradan ana fiiller ve can farklı yapılarla kullanılır. Türkçede "evet" veya "hayır" yeterli olsa da İngilizcede kısa cevap genellikle sorudaki yardımcı fiili veya modal fiili korur.
| Soru | Cevap ve çevirisi |
|---|---|
| Are you a student? | Yes, I am. "Evet, öğrenciyim" demektir. |
| Do you live nearby? | No, I don’t. "Hayır, yakınlarda oturmuyorum" demektir. |
| Can you help me? | Yes, I can. "Evet, yardım edebilirim" demektir. |
Kendi kolay diyaloğunu nasıl oluşturabilirsin?
Bir durum seç ve konuşmanın amacını koru. Adı, yeri, ürünü veya saati değiştirip karşıdaki kişinin cevabını kontrol et. Örneğin buluşma dörde alındıysa son cümlede de saat dört teyit edilmeli.
Önce çeviri açıkken bir rolü, ardından yardım almadan iki rolü de oku. Uzun bir cümle henüz zor geliyorsa anlamını değiştirmeden iki basit cümleye böl. Tek tek soru ve tepkiler için mini diyaloglara, başka durumlar içinse genel kataloğa bak.
Cümle çalışmaya devam etmek için alıştırma bölümünü aç. Bu bölüm farklı bir öğrenme içeriği kullanır; dolayısıyla derslerde bu konuşmanın birebir aynısını aramana gerek yok.