Selamlaşma ve tanışma: adını söyleme, birine seslenme
| İfade | Türkçesi | Nasıl uyarlanır? |
|---|---|---|
| Hi, I'm Lena. | Selam, ben Lena. | Lena → Anton: adı değiştir, am biçimini değil. |
| My name's Pavel. | Adım Pavel. | Pavel → Nina. I am ile kurulan cümleye bir alternatif. |
| You can call me Max. | Bana Max diyebilirsin. | Max → Alex: kişinin kendisine hitap edilmesini istediği ad. |
| Is your name Emma? | Adın Emma mı? | Emma → David: duyduğun adı doğrulama. |
| This is my friend Olga. | Bu, arkadaşım Olga. | my friend Olga → my colleague Mark: "iş arkadaşım Mark". |
| Nice to meet you too. | Ben de tanıştığımıza memnun oldum. | Nice to meet you sözünü yanıtlarken too eklenir. |
- I'm Lena. This is my colleague Amir.
- Ben Lena. Bu, iş arkadaşım Amir.İlk cümlede konuşan kişi kendini, ikincisinde başka birini tanıtır.
I'm, I am yapısının kısaltmasıdır; My name's içindeki name's ise name is yapısının kısaltmasıdır. İkisi de günlük konuşmada kullanılabilir. I'm sonrasında adını söyleyebilirsin; My name's sonrasında da adın gelir ama ayrıca am eklenmez. Türkçede "Lena'yım" diyerek ben zamirini söylemeyebilirsin; İngilizcede ise I korunur.
Üçüncü sütun, cümlenin yapısını değiştirmeden hangi ayrıntıyı değiştirebileceğini gösterir. Örneğin Hi, I'm Lena cümlesinde yalnızca adı değiştir: Hi, I'm Anton. Diğer kelimeler aynı kalır.
Kendinden kısaca söz etme
I'm from nereli olduğunu, I live in ise nerede yaşadığını belirtir. Bunlar farklı yerler olabilir: I'm from Latvia. I live in Tbilisi, "Letonyalıyım. Tiflis'te yaşıyorum" demektir. I live ve I work yapılarında çekimli fiil zaten vardır; ayrıca am gerekmez. Türkçede "ben" demeyebilirsin ama İngilizcede I öznesi korunur.
Tekil bir meslek adından önce genellikle a veya an kullanılır: I'm a designer, I'm an engineer. Türkçede "Tasarımcıyım" derken "bir" demeyiz ama bu İngilizce yapıda belirsiz tanımlık gerekir. Burada I'm, "-yım" kişi ekiyle karşılanır; I'm learning English cümlesinde ise am, "öğreniyorum" anlamındaki şimdiki zaman yapısının yardımcı fiilidir. İngilizcedeki be, bu kullanımlarda Türkçedeki tek bir sözcükle karşılanmaz. I work in a hotel cümlesi mesleği değil, çalışılan yeri veya sektörü öne çıkarır.
| İfade | Türkçesi | Neyi değiştirebilirsin? |
|---|---|---|
| I'm from Latvia. | Letonyalıyım. | Latvia → Georgia, Spain: nereli olduğunu belirten ülke. |
| I live in Tbilisi. | Tiflis'te yaşıyorum. | Tbilisi → Warsaw, Berlin: yaşadığın şehir. |
| I'm a designer. | Tasarımcıyım. | a teacher öğretmen, an engineer mühendis demektir. Tanımlık, sonraki kelimenin ilk sesine göre seçilir. |
| I work in a hotel. | Bir otelde çalışıyorum. | a hotel yerine a shop (mağaza) veya a school (okul) kullanabilirsin. |
| I'm learning English. | İngilizce öğreniyorum. | English yerine French (Fransızca) veya German (Almanca) kullanabilirsin. |
| I speak a little English. | Biraz İngilizce konuşuyorum. | English yerine Spanish (İspanyolca) kullanabilirsin; a little "biraz" anlamına gelir. |
- I'm a teacher. I work in a school in Warsaw.
- Öğretmenim. Varşova'da bir okulda çalışıyorum.Uzun bir tanıtım yapmadan meslek, iş yeri ve şehir bir araya getirilir.
- I live in Berlin, but I work in Potsdam.
- Berlin'de yaşıyorum ama Potsdam'da çalışıyorum.But, karşıtlık içeren iki ayrıntıyı bağlar.
Karşındaki kişiye sorular ve kısa yanıtlar
Are you...? be fiiliyle kullanılır: Are you a student? Bu örneklerde live, work ve speak ile kurulan sorular do ile başlar: Do you speak English? Türkçede böyle bir yardımcı fiile gerek yoktur ama İngilizcede bu soruların bir parçasıdır. Bu iki soru başlangıcını aynı cümlede birleştirme.
Kısa yanıtta sorudaki fiil korunur: Are you...? sorusunun yanıtı Yes, I am; Do you...? sorusunun yanıtı Yes, I do olur. Türkçede yalnızca "evet" demek yetebilir; İngilizcede bu yanıtlar özneyi ve fiili veya yardımcı fiili de içerir. Bilgiyi tam bir cümleyle de verebilirsin: I live in Riga.
Ad, şehir ve uğraş
Bir dil dersi öncesinde kısa bir tanışma.
- LenaHi, I'm Lena. Are you a student?
- Selam, ben Lena. Öğrenci misin?
- AmirYes, I am. My name's Amir.
- Evet. Adım Amir.
- LenaWhere do you live?
- Nerede yaşıyorsun?
- AmirI live in Bristol. Do you work here?
- Bristol'de yaşıyorum. Burada mı çalışıyorsun?
- LenaNo, I don't. I'm learning English too.
- Hayır. Ben de İngilizce öğreniyorum.
Konuşmayı kendine uyarlamak için adları, şehri ve uğraşla ilgili yanıtı değiştir. Sorulardaki kelime sırası aynı kalır.
| Soru | Türkçesi | Yanıt örneği |
|---|---|---|
| Where do you live? | Nerede yaşıyorsun? | I live in Riga. "Riga'da yaşıyorum" demektir. |
| Do you speak English? | İngilizce konuşuyor musun? | Yes, a little. "Evet, biraz" demektir. |
| Are you a student? | Öğrenci misin? | Yes, I am. "Evet, öğrenciyim" demektir. |
| Do you work here? | Burada mı çalışıyorsun? | No, I don't. "Hayır, çalışmıyorum" demektir. |
| What music do you like? | Ne tür müzik seversin? | I like jazz. "Caz severim" demektir. |
| Are you from Poland? | Polonyalı mısın? | No, I'm from Lithuania. "Hayır, Litvanyalıyım" demektir. |
Basit ricalar: Can I ve Can you
Can I...? bir şeyi yapıp yapamayacağını sorar: Can I use this chair? Can you...? ise karşındaki kişiden bir şey yapmasını ister: Can you open the door? Can sonrasında fiilin yalın hâlini, to eklemeden kullan.
Daha nazik bir rica için Can yerine Could kullanabilirsin: Could you open the door, please? Ne you ne de open biçimi değişir. Please ricayı daha nazik yapar; yine de ses tonu ve durum da önemlidir.
| İfade | Türkçesi | Nasıl uyarlanır? |
|---|---|---|
| Can I use this chair? | Bu sandalyeyi kullanabilir miyim? | this chair → this table, "bu masa" demektir. |
| Can I borrow a pen? | Bir kalem ödünç alabilir miyim? | a pen → a pencil, kurşun kalem demektir. Borrow, aldığın eşyayı geri vermeyi içerir. |
| Can you open the door, please? | Kapıyı açabilir misin, lütfen? | the door → the window: kapı veya pencere. |
| Can you show me the room? | Bana odayı gösterebilir misin? | the room → the kitchen, mutfak demektir. |
| Can you help me with this bag? | Bu çantayla ilgili bana yardım edebilir misin? | this bag → this box, "bu kutu" demektir. |
| Can I have some water, please? | Biraz su alabilir miyim, lütfen? | some water → some tea, "biraz çay" demektir. |
Yeniden sorma ve yanıtı netleştirme
Bir kelimeyi veya sayıyı anlamadıysan bütün konuşmayı baştan başlatmak yerine o ayrıntıyı söyleyebilirsin. Kısa bir açıklama istemek için Is that...? ya da Can you...? kullanıp gereken eylemi ekle: tekrar etmek, harf harf söylemek veya göstermek.
Önemli bir ayrıntıyı soru biçiminde tekrarlamak anlamı doğrular: Is that room five? Sorun sesten kaynaklanıyorsa I can't hear you well, dil bilgisi eksikliğini değil, duymakta zorlandığını anlatır.
Doğru dersliği bulma
Bir ziyaretçi, resepsiyondaki görevliye oda numarasını ve katı doğrulatır.
- ReceptionistThe class is in room five, on the first floor.
- Ders birinci katta, beş numaralı odada.
- NinaCan you say that again, please?
- Tekrar söyleyebilir misiniz, lütfen?
- ReceptionistRoom five. The first floor.
- Beş numaralı oda. Birinci kat.
- NinaRoom five, upstairs?
- Üst katta, beş numaralı oda mı?
- ReceptionistYes. The stairs are on your left.
- Evet. Merdivenler solunuzda.
Bu örnekte Britanya'daki kat numaralandırması kullanılır: ground floor zemin kat, first floor ise onun üstündeki kattır. Amerikan İngilizcesinde first floor genellikle zemin kattır. Upstairs diye sorarak üst katı kastettiklerini doğrulamak karışıklığı önlemeye yardımcı olur.
| İfade | Türkçesi | Ne zaman işe yarar? |
|---|---|---|
| Sorry, what is your name again? | Pardon, adın neydi? | Adı yeniden duyman gerektiğinde. |
| Can you say that again, please? | Tekrar söyleyebilir misin, lütfen? | Son cümlenin tekrarlanması için. |
| A little more slowly, please. | Biraz daha yavaş, lütfen. | Daha yavaş konuşulmasını isteyen kısa bir rica. |
| Can you spell that, please? | Harf harf söyleyebilir misin, lütfen? | Ad, soyadı veya yer adı için. |
| Is that room five? | Beş numaralı oda mı? | five → six: duyduğun numarayı doğrulama. |
| I can't hear you well. | Seni iyi duyamıyorum. | Gürültülü bir yerde veya bağlantı zayıf olduğunda. |
Alışveriş ve sipariş cümlelerindeki ayrıntıları değiştirme
I'd like, I would like yapısının kısaltmasıdır; bir ricada "İstiyorum" veya "Alabilir miyim?" şeklinde karşılanabilir. Bu yapıdan sonra ürünü söyleyebilirsin: I'd like a sandwich. Bir eylem belirtmek için to kullan: I'd like to pay.
This, yakındaki veya gösterebildiğin bir nesneyi belirtir. Do you have...? bir ürünün bulunup bulunmadığını, How much is...? ise fiyatını sorar. Tek üründen birden fazla ürüne geçince başka kelimeler de değişir: How much are these tickets?, "Bu biletler ne kadar?" demektir.
Yiyecek ve içecek siparişi
Bir müşteri kafede yiyecek ve içecek seçer.
- CustomerI'd like a sandwich, please.
- Bir sandviç alabilir miyim, lütfen?
- AssistantCheese or chicken?
- Peynirli mi, tavuklu mu?
- CustomerCheese, please. And a bottle of water.
- Peynirli olsun, lütfen. Bir de bir şişe su.
- AssistantAnything else?
- Başka bir şey ister misiniz?
- CustomerThat's everything, thank you.
- Hepsi bu, teşekkürler.
Soruda seçenekler zaten belirtildiği için Cheese, please tek başına yeterli bir kısa yanıttır. Başka bir alışveriş için sandviçin içini ve içeceği değiştir.
| İfade | Türkçesi | Neler değişebilir? |
|---|---|---|
| I'd like a sandwich, please. | Bir sandviç alabilir miyim, lütfen? | a sandwich → a salad salata, a coffee bir kahve demektir. |
| Do you have any milk? | Süt var mı? | milk → bread ekmek demektir: ürünün bulunup bulunmadığını sorar. |
| How much is this ticket? | Bu bilet ne kadar? | this ticket → this bag, "bu çanta" demektir: tek bir ürün. |
| Two bottles of water, please. | İki şişe su alabilir miyim, lütfen? | Two → Three üç demektir: şişe sayısını değiştir. |
| I'd like to pay, please. | Ödeme yapmak istiyorum, lütfen. | to pay → to order, "sipariş vermek" demektir. |
| That's everything, thank you. | Hepsi bu, teşekkürler. | Siparişini tamamladığını belirtir. |
Konuşmayı bitirme
Ayrılmadan önce gitmen gerektiğini kısaca açıklayıp vedalaşabilirsin. Bye, yeniden görüşme sözü vermez. See you later, kişiyi yeniden görmeyi beklediğinde veya samimi bir veda olarak kullanılır; kesin saati ayrıca kararlaştır.
| İfade | Türkçesi | Kullanım |
|---|---|---|
| I have to go now. | Şimdi gitmem gerekiyor. | Konuşmanın neden bittiğini kısaca açıklar. |
| See you later. | Sonra görüşürüz. / Görüşürüz. | Samimi bir vedalaşma. |
| Have a nice weekend. | İyi hafta sonları. | Hafta sonundan önce söylenir; You too. yanıtı "Sana da" demektir. |
| Bye for now. | Şimdilik hoşça kal. / Görüşürüz. | Bir konuşmayı veya telefon görüşmesini samimi biçimde bitirme. |
İlk cümlelerini nasıl kurabilirsin?
İhtiyacın olacak bir durum için üç yapı seçip kendi bilgilerini ekle. Kendini tanıtırken adını, yaşadığın şehri ve uğraşını; alışverişte ise ürünü, miktarı ve siparişini bitiren ifadeyi kullan. Sonra aynı cümleleri Türkçe çeviriye bakmadan söylemeyi dene.
Önce tek bir ayrıntıyı değiştir: I'm from Latvia → I'm from Spain. Bu değişiklik netleşince ikinci bir cümle ekle: I live in Madrid. Böylece bildiğin kelimeleri yeni bir biçimde bir araya getirebilirsin.
Cümle alıştırmalarında sıralı bir program içinde dinleme, seçenekler arasından yanıt seçme ve cümle kurma etkinlikleri bulunur. Kataloğu aç, bir seviye seç ve konuları incele. İlk konuşmalarını çevirilerle çalışmak için başlangıç diyaloglarına; kısa bir tekrar için kısa diyaloglara bak.